Yin Yoga’ya Yaklaşımımın Bir Özeti

 

Yogayı uygulayış ve aktarışımda, Paul Grilley’nin insana kendi bedenini ve beden özgünlüklerini keşfettirerek, kişinin ihtiyaçlarına (fiziksel,duygusal, zihinsel, ruhsal) cevap veren yaklaşımını benimsiyorum. Bu yaklaşımda asanaları fiziksel olarak tariflemenin yanında, fonksiyonel tarifleme -neye hizmet ettiklerini anlayarak bu fonksiyonu kişisel bazda bulmayı araştırmak- da yer alıyor. Kişiye pozlara ezbere girmeyi öğretmek yerine, öğrenci ile birlikte pozları, onun bedenini tanıyarak, anlayarak, her bir gün, o kişinin o günkü hakikatini merkeze alarak bir uygulama yaptırmaya çalışıyorum.

 

Yin Yoga’yı uygulatış, aktarış tarzım, seneler içerisinde kendiliğinden, ben hayatın içinde dönüştükçe evrildi. Bugün, Yin Yoga’yı -fiziksel bir pratiğin ötesinde- günümüz modern insanını kendi hakikatine ve büyük Hakikat’e yaklaştırmaya aracı olabilecek bir uygulama olarak görüyorum. Yoga pratiğinin günlük hayatımızın içine karışmadığı, felsefesinin yaşama aktarılmadığı bir yogayı, sınırlı bir gelişim ve dönüşüm unsuru olarak algılıyorum. Matin üzerinde uyguladığımız pratiği hayatın bütününe yaymayı ve günümüz insanı için, bir dönüşüm unsuru olarak kullanmayı amaçlıyorum.

 

 

Daha Uzun Vakti Olanlar İçin Yogaya Yaklaşımım

 

Yoga ve meditasyon, benim için günümüz insanının kendi hakikatine yaklaşmasının bir kolaylaştırıcısı.

 

Kendinle bağ kurmaya, fark etmeye aracı olan her yoga uygulamasını faydalı buluyorum. Ve bu halin sağlanabilmesinin yoga tarzından çok, yoga uygulaması sırasında size alan tutan, yolu size öğreten kişi ile ilişkili olduğunu düşünüyorum. Yani bana göre aslolan ne yaptığınız değil; nasıl yaptığınız.

 

Yoganın güçlenmek, esnemek, insanın kendi bedeni içerisinde kısa vadede ve nispeten geçici bir şekilde “daha iyi” hissetmesine ilişkin faydaları elbet yadsınamaz ve bunu aletlerle değil, istediği yerde ve sadece kendi bedenini, beden ağırlığını kullanarak yapabilmesi de muhteşem bir şey. Ancak yoga, farkında olalım ya da olmayalım; asıl sinir sistemimiz, zihin ve davranış kalıplarımız üzerinde çalışıyor. Günümüzde bunun üzerinde yapılmış ve yapılmakta olan birçok bilimsel araştırma bulunuyor. Geleneksel hali ile yoga; zihnin doğasını ve bununla ilişkili olarak duygu bedenimizi ve fiziksel bedenimizi dönüştürmeye ilişkin bir sistem. En yakın olduğu bilim dalı ise psikoloji.

 

Şahsen, birçok farklı yoga uygulaması denedim; kendi pratiğim günden güne fiziksel, duygusal ve zihinsel ihtiyaçlarıma göre değişiyor. Sanılanın aksine salt Yin Yoga pratiği uygulamıyorum. Ancak Yin Yoga’nın elbet uygulamalarım içerisindeki ağırlığı büyük. Bu da yine şahsi fiziksel, duygusal ve zihinsel ihtiyaçlarımdan kaynaklanıyor.

 

 

Yoga İçerisindeki Tavır: Bilinçli Farkındalık (Mindfulness)

 

İster kendimiz pratik ediyor olalım, ister pratiği uygulatan olalım; en önemli şey bana göre tavrımız.

 

Pratiğin yeni bir başarma alanından ziyade kendini dinlediğin, hakikatinle buluştuğun bir yer haline gelebilmesini kıymetli buluyorum.

Bunun için kendine yargının ötesinde bir yerden, çaba ile teslimiyetin arasındaki o ince çizgide bir yerden, “farkındalıkla dans ederek”, sabırla yaklaşabilmek gerekiyor.

 

Yoga matı öfkemizi bir kenara bırakacağımız, hasedimizin sıfırlanacağı, acımızın dineceği, zihnimizin durmak zorunda olduğu ya da kendimizi mutlu ve hep AN’da hissedeceğimiz bir yer değil!

 

Her türlü beklentinin ötesinde; olanla, insan halimize karşılaştığımız bir yer.

 

Acımızla, hasedimizle, öfkemizle, hiç durmayan zihnimizle... İçimizdeki gergin, duramayan, kendine bakmamak, yüzleşmemek için türlü yollar üreten halimizle karşılaşma yeri.

 

İşte tam da, bu karşılaşma anında kendimize nasıl yaklaştığımız çok kritik. Kendine yargını ötesinde bir yerden yaklaşabilmek, “yargılayan, teslim olamayan haline” dahi teslim olabilmek...  

 

Hoca bu yollardan kendi de geçtiyse, kendi insan olma halleri, yagılamaları, kendine yüklenmeleri, kendi öğrenilmiş davranış kalıpları ve bunları değiştirmenin ne denli zor bir yolculuk olduğunu kendindne bilirse, öğrencisine bu yolda yardımcı olabilir.

 

Öğrenci kendi ile yeni bir ilişki kurma hali olan bu yargılamaksızın insan halin ile karşılaşma halini hocadan öğrenebilir.  Bunu basit bir asana pratiği içerisinde içselleştirmeye başlayabilir ve sonra günlük hayatın içinde buna dikkatini vermeye devam ederek bu “farkındalık kasını” geliştirmeye devam etmeye dair bir çaba sarf edebilir.

 

 

 

Yoga Pratiğini Hayatın İçine Taşımak

 

Böylelikle uygulanan pratik matın üzerinde kalmıyor, matın üzerinde öğrenmeye başladığın bu yeni tavrı hayatının bütününe taşımaya başlıyorsun. Günlük hayatın içinde de kendini dinlemeye, içindeki “otomatik pilotu” ve sana ödettiği bedelleri fark etmeye, öfkene, acına yer açmaya, elinden geleni yine yapmaya çalışmaya ama gelmeyene de daha bir teslim olabilir olmaya başlıyorsun.

 

Geleneksel yogada da aslında, asıl pratiğin matın dışındaki kısmı vurgulamıştır. İnsanın, kendi ile olan ilişkisi ve başkaları ile olan ilişkileri üzerinde çalışmadan, yogada ve onun bir meyvesi olan meditasyonda “derinleşmesi”nin mümkün olmadığı açıkça vurgulanmıştır.

 

Aslında bu tavırla uygulanan bir yoga pratiği içinde, sistem iki taraflı fayda sağlıyor. Mattaki pratiğimiz günlük hayatımıza fayda ediyor; günlük hayatın içinde kendimizi “doğruda” tutma çabamız, fark edişlerimiz, hakikatimize uygun yaşamak için verdiğimiz dikkat ve çaba da, matın üzerindeki pratiğimize ve meditasyonumuza yansıyor.

 

Matın üzerinde öğrenilmeye başlanan bu “bilinçli farkındalık” diyebileceğimiz tavır, birçoklarımız için kendimize karşı, olana karşı yeni bir tavır. Yeni bir ilişki kurma hali. Tüm iyileşmelerin temelinde bu tavrın olduğu kanaatindeyim.

 

Ve öğrencinin de bu tavrı içselleştirmesine vesile olanın da, her insanın “ruhunu büyütme” yöntemi olan öğretide, sistemde olduğu gibi, alanı tutan hoca olduğuna inanıyorum. Bu anlamda, hocanın pratik sırasında hem kendi hem de öğrenci ile kurduğu ilişki, öğrencinin dönüşüm sürecinde büyük rol oynayabiliyor. Aynen bir annenin bir bebeğin ruhunun büyümesinde veya bir terapistin insanın kendini fark etme serüveninde oynadığı kritik rol gibi.

 

 

Yoga ve Psikoloji  

 

Hayat bana, nefsimi terbiye ve dönüşüm yolumda evlilik, annelik gibi aslında çok sıradan ama bilinçli farkındalıkla yaşamaya kalkışıldığında oldukça zorlu, dönüştürücü diye niteleyebileceğim deneyimler ve yoga yolundan daha başka dönüşüm yolları, başka hocalar da sundu. Tüm bunlar için müteşekkirim. Bu alanlarda verdiğim çabaların ve dönüşüm sürecimin halen derinden devam ettiğini söylemek gerekliliği ile birlikte, tüm bu yaşanmışlıkların yogaya bakış açımı oldukça etkilediğini söylemeliyim.

 

Kendi yapılanmamı çözümlemek, çocuklarımı büyütürken geçtikleri yolları anlamlandırmak ve insan olmanın hallerini idrak edebilmek için uzun süredir psikiyatr ve psikoterapist olan hocam Dr. Erdoğan Çalak’ın yanında bulunuyorum. Bu, başta kişisel anlam arayışıma cevap bulmak için çıktığım yol, daha sonrasında daha yoğun eğitimler içerisine girdiğim, profesyonel bir çizgiye doğru ilerleyen ve yoga anlayışımı ve eğitimlerimi de oldukça etkileyen bir hal aldı. Bunun bir sonucu olarak da verdiğim dersler, psikoloji bilgisini, hayatı matın üzerine taşıyan bir çizgiye oturdu.

 

 

 

Fonksiyonel Yaklaşım

 

Diğer yandan, uzun süreler birlikte çalıştığım hocam Paul Grilley’nin yoga dünyasına kazandırdığı “Fonksiyonel Yaklaşım”, tüm yogaya bakış açımın altyapısını oluşturuyor. Ve bu yaklaşım, psikoloji ve bilinçli farkındalık tarafından getirdiğim malzemeleri yogaya aktarmama da kıymetli bir zemin sağlıyor.

 

Fonksiyonel Yaklaşım, yoga asanalarını “içlerine girilen belirli bir şekiller” olarak görmekten ziyade, uygulayan kişinin asananın (pozun) neye hizmet ettiğini anlaması ve kendi bedenini bilerek pratik etmesini ön plana çıkaran bir yaklaşım. Bedeninin neyi, nasıl uygulamasına izin vereceğini ve vermeyeceğini bilerek, böylelikle fiziksel, duygusal birçok incinme ve hırpalamadan ziyade, çabadan kaçınmayan bir kendini bilme ve teslimiyeti besleme hali.

 

Birçok kişi birçok pozu yeterince esnek olmadıklarından ya da güçlü olmadıklarından “yapamadıklarını” düşünüyorlar. Halbuki birçok kişinin bedenleri gerek beden oranlarından gerek  iskelet yapılarından dolayı bazı pozlara girmelerine izin vermiyor. Bunu bilmek, insanın yogasında başka bir pencere açıyor. Öncelikle kendini olmadık yere zorlayarak incinmekten koruyor. Yoğun bir çaba sarf ediyor olmasına rağmen, bir şeyin neden gerçekleşemediğini anlamak, oldukça rahatlatıcı oluyor.

 

Diğer yandan, bedeninin bu gibi sınırlarıyla karşılaşmak, insanı mütevazileşmeye mecbur bırakıyor. Ve    bu da çok kıymetli. İnsanı zorlayan ve mütevazileşmeye mecbur bırakan süreçlerden geçmeden bir ruhsal büyüme yaşandığı nerede görülmüş?

 

 

Anatomi Bilgisi ile Gelen Şefkat

 

Bu yaklaşımı içselleştirdiğinizde, ne kadar insan varsa, o kadar da yoga pratiği olduğunu idrak ediyorsunuz.

 

Bazen, basit bir iskelet farklılığı ve bunun yoga asana pratiğinizde sizi mecbur bıraktığı durum karşısındaki farkındalık hali; insanı hayatta da kendine uymayan ancak girmeye çalıştığı “şekil”ler, “güzel bir fotoğraf” olma arzuları uğruna ödediği bedeller ile yüzleştirebiliyor.

 

Anatomi bilgisi sayesinde bekleneni ya da aklınızdakini gerçekleştirmeye çalışmaktan ziyade, kendi bedeninizi bilme ve ona uygun uygulamayı keşfetme yoluna giriyorsunuz. Elinizden gelen çabayı sonuna kadar gösterip, gelmeyene teslim olabilmeyi öğreniyorsunuz. Bunun yogamıza da, hayatımıza da şefkat getirdiği kanaatindeyim.

 

Bunun için anatomi bilgisinin eğitimlerimde üzerinde çok ama ÇOK duruyorum. Pozları anatomik olarak analiz etmek, fonksiyonel açıdan anlamak ve kişiye özel uygulamayı keşfettirmek ve bunun için öğrenci ile karşılıklı girilen diyalog çok önemsediğim konular.

 

Ve kendine uygun olanla olmayanı ayırt etme yetisinin öğrencinin kendi içinde gelişmesini sağlamaya çalışıyorum. Pozu bulmak için hocaya mecbur kalmasından ziyade, kendi hakikatine uygun uygulamayı zaman içerisinde kendi kendine bulabilmesini sağlamaya çalışıyorum. Ezberden ziyade, öğrenci ile birlikte, merak eden ve sorgulayan bir tavırla pratiğe yaklaşmayı seviyorum.

 

 

 

Başka Alanlardan Destek Almak

 

Önemsediğim bir diğer konu da, yogada bizi daha derin katmanlarımızla bağ kurmamız için bir araç olarak kullandığımız bedeni anlamak için araştırmalar yapan diğer terapi yöntemlerini, bilim dünyasının beden hakkında keşfettiklerini takip etmek ve bunları eski yoga metinleri ile bir araya getirmeye çalışmak.

 

Fasya, fizyoloji, sinir sistemi, meridyenler gibi konularda günümüz bilimsel araştırmalarını takip etmeye ve buralardaki bilgileri kendi deneyimlerim ve geleneksel yoga metinleri ile bir araya getirip anlamlandırmaya, yoga eğitimlerim içerisinde kullanmaya çalışıyorum.

 

Yaklaşık 10 senedir kendileri de bu alanda hoca olan fizyoterapist ve osteopatlarla dirsek temasında çalışıyorum. Osteopat ve fizyoterapist Suat Dülger, Özge Kayalar Dülger, Aycan Güçlü’den danışmanlıklar ve/veya dersler aldım, alıyorum… Üniversitelerde anatomi eğitimlerine misafir öğrenci olarak katıldım. Kendi bedenimde yaşadığım birçok kemik, eklem rahatsızlıkları sebebiyle/sayesinde(!) de fizyoterapi ve yogayı bir araya getirme mecburiyetinde kaldım. Öğrencilerime kendi bedenlerinde yaşadıklarını anlamaya yardımcı olabilmek adına da fizyoterapist ve osteopatlarla sık sık iletişim halinde oluyorum. Bunun yogama büyük faydası olduğunu düşünüyorum.

 

 

 

 

Yoganın Şemsiyesi Altında Herkese Yer Var!

 

Bundan yaklaşık on sene önce bir gün; derslerime düzenli devam eden bir öğrencim, dersin ortasında aniden sınıftan çıkıverdi. “Bugün zihnim bir türlü durmuyor!” diye de kısa bir açıklama yapıverdi bana uzaktan. Oldukça öfkeliydi… Kalabalık bir dersti, durumu o anda karşılıklı irdeleyecek bir ortam oluşmamıştı. Ancak bu hikâye, sonrasında, durumu hocalık eğitimi öğrencilerimle karşılıklı irdelediğimiz bir hikâye oldu.

 

Hocam Paul Grilley’nin “Yoganın şemsiyesi altında herkese yer var” söylemini biraz daha genişleterek, “Yoganın şemsiyesi altında herkese, her haliyle yer var” demek istiyorum.

 

İster öfkeli ol, ister acı içinde.

İster mutluluktan, ister gerginlikten için kıpır kıpır olsun...

 

Pratik sırasında zihninin durması da şart değil!

 

Zihin anda kalsın diye, odanın kapısı kapalı tutma.

Aksine, kapı hep açık olmalı.

Zihin her istediğinde gidebilmeli.

Gidecek.

Onun doğası bu.

 

Sadece, bazen zihne daha çok anda kalsın diye bir “oyuncak” verebilirsin.

 

Ancak, “oyuncak” versen de, bil ki o yine gidecek…

Sense, her seferinde, gittiğini FARK edeceksin.

 

Zihninin neye yönlendiğini,

Hayatında içinde bulunduğun dönemde neyi yatırımlandırdığını,

“Hal”ini FARK EDECEKSİN.

 

Ve zihni, yeniden ana davet edeceksin.

Gerek onu nefesi izlemeye gerek bedendeki duyumları izlemeye yönlendirerek,

Gerek bıraktığı oyuncağı, yeniden eline vererek...

 

Yoga, bir KENDİ HAKİKATİNİ ve BÜYÜK HAKİKATİ SEVME pratiği.

 

Ve TEK önemli olan; yola çıkmak.

 

Yolda olmak...

 

Elinden geleni yapmayı, gelmeyene razı olmayı,

Yolda, OLABİLDİĞİNCE “insan” olmayı öğrenmenin yolu.

 

Designed by Asu Somer and made with in Amsterdam by SeRiF