Hakikatinle Bağ Kurmak - 2

HAKİKATİNLE BAĞ KURMAK – 2

 

İçinde yaşadığımız sistem bize her an mutlu olmanın yolunun dışarıda, görünür bir şekilde ve toplumun kabul edeceği standartlar çerçevesinde başarılı olmaktan geçtiğini söylüyor. Bu başarının yolu ise genelde başkalarının sizi geçmesine izin vermeyecek kadar hızlı olmaktan, aynı anda birçok işi birlikte götürebiliyor olmaktan geçiyor. Neden yaptığınızı, yaptığınızdan keyif almayı, iyi-kötü o anda her ne oluyorsa hissetmeyi atlayıp; sadece bir şey yapmaya ve başarmaya odaklı sistem köleleri haline gelmeye başlıyorsunuz.

 

Bunların hepsi içinde bulunduğumuz “yang haller”…

 

Taoizmde evrenin iki zıt güçten oluştuğu anlatılır : yin ve yang. Yin dişil enerji; dahakaranlık olan, içe dönük, yavaş olan, gece, ay, anne, görünenin ardındaki taraf yin… Yang ise eril enerji; daha aydınlık olan, dışa dönük, daha hızlı, gündüz, güneş, baba, dışardan görünen yüzümüz yang… Bu iki enerjinin her ikisi de her şeyin, herkesin içinde var ve sağlıklı bir varoluş hali içerisinde, bu enerjiler dengededir.

 

Eğer ki bu güçler dengede ise, yin ve yang arasındaki geçişler de yumuşak olacaktır. Ancak dengeler bozulmuşsa, geçişlerin ani ve keskin olması kaçınılmazdır. Uzun süredir arka plana atılmış olan enerji, abartılı olan tarafı dengeleme ihtiyacı içerisinde, kendini bir anda ve abartılı bir şekilde göstermeye başlayacaktır.

 

“Slow food”(yavaş yemek) gibi bir kavram, “fast food” (hızlı yemek) kavramı olmasaydı muhtemelen hiçbir zaman var olmayacaktı. İnsanlar bu denli hızlı tüketmeye alışmamış olsalar, bir grup insan çıkıp da tüketime tamamen karşı tavırlar sergilemeyecek veya “slow fashion”dan(yavaş moda) bahsetmeyecekti. Siz biraz olsun bedeninizi dinlemiş olsaydınız, o sizi hasta edip durdurmak zorunda kalmayacaktı.

 

Biz duramadığımızda; dengeyi kaybettiğimizde; “hayat” bizi durduruyor. 

 

Tüm evrendeki, içimizdeki “yaşam gücü”, bizi her an dengeye çağırıyor, hayat her an dengeye doğru çekiliyor. Maalesef dengesizlik hali abartılı ve uzun zamandır orada olduğunda, dengenin yeniden sağlanmasının bedelleri de acılı oluyor. “Uyanmamız” için acılı ve keskin olması gerekiyor.

 

İşte bütün bu anlattıklarım, bence yogaya ilginin her geçen gün biraz daha artması, yogastüdyolarının özellikle de, büyük şehirlerde dolup taşmasını bir anlamda açıklıyor. Yoganın dengeyi bulmaya, kendimizle kopan bağımızı tamir etmeye yardımcı bir yanı var. Her ne tarz yoga yapıyor olursanız olun; Sivananda, Asthanga, Dinamik, Yin, Vinyasa, Shadow…Tüm bu adlar, farklı stiller hiç önemli değil. Tarzın adı değil ama her ne yapmayı seçiyorsanız, onu uygularken “farkında” olmanız önemli. Kendinizin farkında olmanız; hislerinizin, o sıradaki davranış kalıplarınızın, belki hiç durmayan zihninizin, sıkışık nefesinizin, hırsınızın… Farkında olmak; samimi, objektif ve eleştirmeden kendinize bakmaktan geçiyor. Bu “bakma”, “şahit olma” hali karanlıkta kalmış yanları, sıkışmış nefesi, hiç farkında olmadığınız hisleri, davranış kalıplarını nasıl olduğunu anlamadığımız bir şekilde(!) dönüştürmeye başlıyor. Fark etmek ve kabul etmek dönüşümü başlatıyor! “Kendimizle” aramızdaki kopmuş olan ilişkinin yeniden kurulmasını sağlıyor.

 

Bir çoğumuz dışarda insanların anlayışsız olduğundan, kimsenin bir diğerini dinlemediğinden, ilişkilerin samimiyetsizleştiğinden bahsediyoruz ancak maalesef durup da kendimizle olan ilişkimize bakmıyoruz. Başkası ile samimi ilişkinin temellerinin, insanın öncelikle kendisiyle kurduğu ilişkide yattığının farkında değiliz. Kendimizi dinlemediğimiz için başkasını dinlemeye tahammülümüz yok… Kendimizle hakiki bir bağımız olmadığı için başkaları ile de hakiki bir bağ kurma yetimiz gelişmemiş…

 

Tabii ki kendi ile bağ kurmaya başlamanın yolu sadece yogadan geçmiyor ya da yoganın amacı sadece bununla sınırlı değil. “Kendini bilmek” adına binlerce yıldır birçok şey yapmış insanoğlu; ancak “yol” her ne olursa olsun, “bilmek” için ilk önce “bileceğiniz özne/nesne” ile “samimi, objektif, eleştirmeyen, sadece izleyen” nitelikte bir ilişki kurabilme adımını atmak gerekiyor.

 

Günümüz yoga stüdyolarında yoganın (salt “yoga asana”nın dahi) “kendimize doğru” bu ilk adımı atmada bize çok ama çok yardımcı olduğu kanaatindeyim. Yakın bir gelecekte kendimizle ve çevremizle çok daha hakiki ilişkiler kurabilmemiz dileğiyle;

 

Berivan Aslan Sungur. 

 

 

Designed by Asu Somer and made with in Amsterdam by SeRiF