Hakikatinle Bağ Kurmak - 1

HAKİKATİNLE BAĞ KURMAK – 1 

 

Günümüzde “kendimize yaklaşmak” için her ne yaparsak yapalım, bize iyi geleceğine inanıyorum. “Kendimize yaklaşmaktan” kastım, ruhumuza yaklaşmak, HAKİKATİMİZLE BİR BAĞ KURMAK.

 

Günümüz şehir hayatının içerisinde; ruhumuza yaklaşabilmemiz için öncelikle, biraz yavaşlamamız gerekiyor.

Ön şart YAVAŞLAMAK; hatta bazen belirli bir süre DURMAK.

Durmak ve DİNLEMEK...

 

Hemen “Neyi dinleyeceğiz?” diyebilirsiniz... O kadar bir şeyler “yapmaya” odaklanmış yaşıyoruz ki, “durmak” genelde “yapma” halimiz ile çeliştiği için zor geliyor. Durduğumuzda dahi yapacak bir şeyler arıyoruz. Hemen neyi, nasıl dinleyeceğimizi biri bize -hem de tam olarak(!)- anlatsın istiyoruz. 

 

Sürekli bir yerden diğerine, bir işten diğerine, bir yapılması gerekenden diğer gerekene koşan biz şehirli insanlar için durmak, ölmek gibi bir şey! Tek bildiğimiz varoluş halinin bitişi.

 

Bu tempo içimize öylesine işlemiş ki; biraz olsun durmaya zamanımız olduğunda, sudan çıkmış balık gibi oluyoruz. Sahnede bir yığın insanın karşısında elini kolunu nereye koyacağını bilemeyen bir insan gibi, kendimizle karşı karşıya kaldığımızda da elimizi kolumuzu nereye koyacağımızı bilmez bir halimiz oluyor. Ya da çok hızlı ve uzun zamandır koşan birinin, bir anda durdurduğunda nefesinin, bedeninin ritminin, organlarının o durma haline adapte olamaması gibi adapte olamıyoruz bu yeni varoluş haline. 

 

Kendimizle baş başa kalmak, durmak öyle zor ki; aylarca çalıştıktan sonra alabildiğimiz bir haftalık tatilde dahi, sürekli bir aktivite (yapılacak bir şey!) arıyoruz. “3-4 günlük tatiller bana yeterli, fazlası sıkıcı oluyor” diyoruz... 

 

Kendimizle baş başa kalmayı sadece tatilde değil, şehirde günlük hayatın içerisinde de bir an bile istemiyoruz! Arabaya bindiğimizde, eve geldiğimizde yalnız isek, cep telefonuna sarılıyoruz ya da hemen sanal ortamda bir iletişim arayışına girişiyoruz. Hatta bir tek şey yapmak yetmiyor, aynı anda birçok şey yapmak istiyoruz! Yemek yerken internette gezinmek, tv seyrederken dergi sayfalarını çevirmek, biriyle konuşurken bir yandan da ara ara instagrama girmek gibi..

Durum şu ki; biz durmayı bilmiyoruz, beceremiyoruz…Unutmuşuz.

 

Aslında, tam da sıkılmaya başladığımızda gerçek tatil başlıyor! Tam da evde yalnız kaldığımızda, bütün gün o hiç dinlemediğiniz “kendimizi”, biraz olsun duyma şansımız doğuyor. 

 

Aslında “o” hep bir şeyler anlatmaya çalışıyor, “biz”se bir an bile sessizleşemediğimiz için duyamıyoruz. Birine uzun zamandır bir şeyler anlatmaya çalışan ancak bir türlü görülmeyen, sesini duyuramayan, karanlıkta kalmış, oradan çıkmak isteyen biri gibi bize karşı biraz öfkeli olma olasılığı yüksek. Belki de ilk kulak verdiğimizde, uzun zamandır aramadığınız yakın bir arkadaş gibi sitem edecek. Onunla ilgilenmediğiniz süre boyunca neler hissettiğini, ilgilenilmemenin, görülmemenin, sevilmemenin ne zor olduğundan dem vuracak… Hatta daha uzun dinler, gözlerinde derinlere bakarsanız; kırılmışlıklar, korkular, belki de hüzün göreceksiniz...

 

Kim bunlarla karşılaşmak ister ki? Hayat zaten oldukça zor ve kimse mecbur olmadıkça kendini daha da zorlanacağı bir alana sokmak istemiyor. İnsanın yavaşlayıp dikkatini içeri çevirmek, eski alışkanlıklarını dönüştürmek için buna gerçekten mecbur kalması gerekiyor. 

 

Günümüz insanının bu “kendinden uzak varoluş hali”, çağımızın en büyük yaralarından biri.

 

 

Designed by Asu Somer and made with in Amsterdam by SeRiF